Kendime birkaç soru?
Yetmez mi Düşler aleminde gezdiğin,
Yetmez mi Kocayan bir bedende çocuk beslediğin,
Yetmez mi Tanrı’yı meşgul edişin.
Yetmez mi Hüznü romantize edişin.
Yetmez mi hayatını Sisifos’un kaderi ile eşleyişin.
Yetmez mi bile isteye aldanışlar.
Yetmez mi Benliğinle yaptığın savaşlar.
Ve
Yetmez mi, olmazlara, yasaklara ve yanlışlara meyilin?
Evet, belkide artık vedalaşma vakti geldi olmazlar ile.
İnsan daima olmazlara meyil ederek bir yaşam sürer fakat hayat her zaman olmazları oldurma konusunda adil davranmaz. Bu yüzden insan evvela potansiyelini ve ulaşabilirliğini test etmeli, sonra yeniden yapılanmalı. Düşüncelerini toparlamalı ve beyni dağınık bir oda halinde bırakmamalı çünkü Sistemsiz olan düşünceler başarısız deneyimlere sebep olur.
İnsanı yaşatan umut ve beklentidir, ölüme terkeden ve sürüncemede bırakan da bu iki kavramın olumsuz halidir. Bu yüzden umut ettiğimiz vede beklediğimiz şeyler daima imkan dahilinde olmalıdır aksi durumda ruh ve beden yetersiz ve tatminsiz bir yaşamla pençeleşir durur.
Aklında olanlar, artık ardında kalmalı diyordu bir Abi…
Böylelikle yazgımızla, sahip olduklarımızla hatta sahip olamadıklarımızla da barışmamız gerekir…
Kaybedenler Kulübü filmi’nde geçen manidar bir konuşma vardı;
– Yiğit Özşener: Kadınlardan fazla bir şey beklememek gerek amir.
– Nejat İşler: Kadınlardan hiçbir şey beklememek gerek amir…
Kimse kimseyi gerçek anlamda şartsız sevmez, sevme gereksinimi duyar sadece, buda onun kendisi için bir ihtiyaç ve gereklilik olduğundandır. Aksi halde seni senden ötürü, sadece sevdiği için sevmez… Sen yücelesin diye seni saymaz, sen iyi olasın diye seni desteklemez. Şartsız, saf bir yaşam ve sevgi tasavvuru ütopik bir gerçekliktir.
Hülasa, farkındalıklı bir yaşam gerek. Benlikten feragat etmemek gerek, fazla törpülenmemek gerek, göz ardı edinilen yerde durmamak gerek, ziyan olmamak gerek, kazanmak istediğimiz kişi veya şeyler uğruna kendimizi kaybetmemek gerek. Israr etmemek gerek, inat etmemek ve öfke duymamak gerek, öfke ile akıl aynı masada olmaz çünkü… Bulutlar üstünde yürüten duygulara kapılmamak gerek, sözlere değil eylemlere ve davranışlara bakarak bir rota çizmek gerek.
Var ile yok arasında kalmamak ve arafta kalmaktansa olmamasına razı olmak gerek…
Ve de artık toplumca değer gören profillere evrilmek gerek belkide…?
Yani: İnsanlıkta ısrar etmemek gerek, nezaketi terketmek ve empati kurmamak gerek, marjinal ve müstesna olmamak gerek, Tenlerin dünyasındayız. ruhu sevmeyi, ruha anlam katmayı ve ruha dokunmayı bırakmak gerek.
Uyumsuz olmaktansa düzene uymak gerek…
Acaba” nın hükmüne son vermek ve “Sanma”yı bırakmak gerek…
Slav u heznekirin 🚬☯️

Yorum bırakın